2013 Roja Şanoyê a Cîhanê
Peyama Dario Fo
Araf - di navbera du welatan de-NUÇE TV
'Araf - di navbera du welatan de'
Theodora Kürt Tiyatrosu'nda
Etkin Haber Ajansı
Daf/Kapan bayramda kuruluyor
Daf/Kapan bayramda kuruluyor
Taksim'e 'Kapan' Kuruluyor!
Taksim'e 'Kapan' Kuruluyor!
Kürtçe oyun ‘Araf’ büyük Ödüle aday
ANF-TARAF-BİRGÜN-KURDSHOW-GÜNLÜK-AKNEWS-TİYATRONLİNE-
Araf “Musa Anter’in Hayatı” Keferze Derneğin'de
TİYATRO AVESTA
Araf Rengahenk Sanat Evi’nde
Araf Rengahenk Sanat Evi’nde
BİR DİLİN ÖLÜMÜ SAHNEDE
‘Mirina Zimanekî’ Muammer Karaca Tiyatrosu’nda (ANF NEWS AGENCY)
Tiyatro Avesta Kürtçe oyunla varoşlarda
Rojnivîska Dînekî/Bir Delinin Güncesi
Araf yasaklandı (taraf)
Tiyatro Avesta’nın Araf’ı İzmir’de “araf”ta kaldı(taraf)
AYDIN ORAK ile söyleşi
Shakespeare Kürt olsaydı katledilirdi!
Tiyatro Avesta Kürtçe Islık Çalıyor(Bianet)
Tiyatro Avesta Kürtçe Islık Çalıyor(Bianet)
Apê Mûsa bi ‘Araf’ê li Swêdê ye
Apê Mûsa bi ‘Araf’ê li Swêdê ye

Kapanlar kimin için kurulur

Kapanlar kimin için kurulur

Hâlâ öyle midir bilmiyorum, ama benim dönemimde konservatuarların en popüler oyunlarından biriydi Sınır. Bu yüzden defalarca izledim oyunu; arkadaşlarım parça hazırlarken izledim, yılsonu oyunu olarak izledim, mezunların heyecanıyla izledim, profesyonel tiyatrolardan izledim... Muzaffer İzgü’nün bence en önemli oyunuydu Sınır ve her türlü övgüyü ve defalarca izlenmeyi de hak ediyordu haliyle... Çatışması basit ama konusu evrenseldi. Bir sınırda nöbet tutmak zorunda olan iki tarafın askerlerini anlatıyor ve savaşı gerçekten kimin istediğinden, savaşın insanları ne hâle getirdiğinden dem vuruyordu.
18. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenen Tiyatro Avesta’nın yeni oyunu Daf da Sınır’ın dramatik yapısını taşıyor. Aydın Orak’ın yazdığı oyun da belirsiz bir ülkenin belirsiz bir sınırındaki iki askeri anlatıyor. Ama kesinlikle Muzaffer İzgü oyunu gibi ilerlemiyor... Çünkü Aydın Orak, her ne kadar oyunundaki sınırların belli olmadığını söylese de seyirci biliyor onun nereyi anlattığını... Hatta oyunun kendi yaşamından izler taşıdığını da biliyor... Ama bir sınırda doğmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyor, sabah uyandığında insanın karşısına dikenli tellerle bölünmüş ailelerin çıkmasının ne demek olduğunu bilmiyor. Her sabah sınırın neresinde olduğunu ve “ne tarafa aidim” sorusunu sormanın ne demek olduğunu bilmiyor... İşte tüm bunları da Aydın Orak anlatıyor seyirciye.

Murat Garipağaoğlu’nun yönettiği oyunda oyun yazarı Aydın Orak ve Remzi Pamukçu oynuyor. Garipağaoğlu’nun başarılı bir oyun yönettiğini söylemek mümkün. Sahnedeki oyuncuları iyi kullanmış, oyun alanını iyi oluşturmuş ama buna rağmen sahneyi tam anlamıyla kullanmayı başaramamış. Kimse kusura bakmasın ama sahnenin her yanını mayınlarla bölerken mayın alanlarını kullanmaması, seyirciyi tel örgülerle bölen bir yönetmenin hanesine eksi puan olarak yazılıyor. Bu eksi puanı sadece yönetmenin değil yazarın da hanesine işaretliyoruz ne yazık ki... Çünkü yazar da sahneye bu kadar mayın koyarsa mayını sadece uzaklarda patlatmakla yetinmemeli...

Diğer yandan ışık ve gölgeyi kullanmak, hatta oyunun bir bölümünü gölge tiyatrosuna çevirmek, bunu yaparken de çadırı kullanmak oldukça zekice ve oldukça başarılı. Zaten Aydın Orak oyunun derdini de burada anlatıyor seyirciye... Ama bu bölümde de karşımıza mayınlarla yaşanan sıkıntı çıkıyor. Sahnenin her yerine konan kapanlar kullanılmıyor, oyunun en önemli nesnesi olan “kapan” oyun içinde daha aktif kullanılmalıydı. Sadece bir hikâyenin öznesi ve bir durumun da karşılığı olarak kalmamalıydı...

Biraz da oyunculuklara gelirsek; Remzi Pamukçu girişteki karmaşayı üzerinden attıktan sonra çok başarılı bir oyun ortaya koyuyor. Seyirciyi yoran o girişin ardından oyunun içine yeniden girebiliyor ve başından sonuna kadar aksamadan oyunu sürdürüyor. Aydın Orak ise kendinden beklendiği gibi oldukça başarılı, oyununu sıkça başka oyunlarla zenginleştiriyor... Remzi Pamukçu her ne kadar oyunun hâkimi ve oyunu götüren gibi görünse de asıl oyunu Aydın Orak yaratıyor. Pamukçu bir takım oyuncusuyken Orak o takımın Sergen’i gibi duruyor sahnede.

FERHAT ULUDERE (12-6-2012) TARAF GAZETESİ